RADYASYON VE EKSTRAVASYON YARALARI
Doç. Dr. Yağmur AYDIN
İ.Ü Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi AD
1895 yılında Röntgenin ilk olarak X ışınlarını keşfetmesinden sonra radyasyon tıp alanında kanser tedavisinde yaygın olarak kullanım alanı bulmuştur. Radyasyon tümör hücrelerini kontrol altına alırken normal dokularda da kalıcı ve ilerleyici değişikliklere neden olmaktadır. Radyoterapide radyasyon tümör üzerine direkt uygulama(brakiterapi) veya uzaktan bir cihaz aracılığı ile radyasyonun deri üzerinden vücuda yollanması (teleterapi) şeklinde uygulanmaktadır. Radyasyon external yoldan verildiğinde en önemli etkilerini deride göstermektedir. Radyasyonun deri üzerinde neden olduğu etkileri akut dönmede (ilk 6 ay) ve kronik dönemde ( 6. aydan sonra) ortaya çıkan etkiler olarak 2 ayrı grupta inceleyebiliriz. Akut dönemde ortaya çıkan etkiler eritem, kuru deskuamasyon ( kuruluk, kaşıntı, pullanma) ve ıslak deskuamasyon ( bül, dermis kaybı, ülser) dur.
Radyasyonun kronik etkileri sonucu deride ortaya çıkan değişiklikler deride atrofi, derialtı dokularda kalınlaşma, telanjektazi, fibrozis, hipo/hiperpigmen-tasyon, Saç dökülmesi, saçta incelme (geçici), ter ve yağ bezlerinin disfonksiyonu, mikrosirkülasyonda azalma sonucu iyileşme kapasitesinde azalma ve sonucunda nekroz gelişimidir. Tümör gelişimi de radyasyon uygulaması sonucu ortaya çıkan geç komplikasyonlardan biridir.
Radyasyon almış bir deri bölgesinde zamanla yumuşak dokularda ve iskelet sisteminde spontan radyonekroz gelişebilir ve bu hastalar radyasyon uygulamasından yıllar sonra ortaya çıkan ve yapılan tüm çabalara karşın iyileşmeyen bir yara ile başvururlar. Daha önce radyasyon uygulanmış bir bölgede nüks şüphesi nedeniyle alınan bir biopsi, nüks nedeniyle yeniden cerrahi girişim gibi cerrahi müdahalelerden sonrada sıklıkla yara iyileşme sorunları ortaya çıkmaktadır.
Bu tür yaralarda radyasyon uygulamasının sebebi olan tümörün tekrar etmiş olması veya radyasyonun sebebi olabileceği bazal hücreli karsinom veya skuamöz hücreli karsinom gibi bir deri kanseri olasılığını ekarte etmek amacı ile mutlaka biopsi alınmalıdır. Eğer biopsi sonucu negatif gelirse bu hastalar debridman ve lokal yara bakımı ile bir süre konservatif yöntemlerle tedavi edilebilir. Radyasyon yaraların cerrahi yöntemlerle tedavisinde ameliyat öncesi dönemde lokal yara bakımı ile yarayı ameliyata hazırlamak gereklidir. Bu amaçla yaradaki nekrotik dokuların debridmanı, ıslak/nemli pansuman ve hiperbarik oksijen tedavisi gibi yardımcı yöntemler kullanılır. Nihai debridman ancak yara kapatılacağı dönemde ameliyatta yapılmalıdır. Bu tip konservatif tedavi yöntemleri radyasyonun deri mikrosirkülasyonundaki ve iyileşme kapasitesinde yarattığı azalma nedeniyle sıklıkla başarısız olur. Eğer nekroz devam eder, ülser çapı büyürse ve çok şiddetli dayanılmaz ağrılar ortaya çıkarsa cerrahi müdahale endikasyonu vardır. Bu ara dönem hasta ve hastayı gönderen doktor için bu tip yaraların spontan olarak ne kadar geç ve zor iyileşebileceği hakkında bir fikir verir. Cerrahi müdahale ile mümkünse radyasyonun etkilediği tüm dokular çıkartılmalı ve bu bölge iyi kanlanan bir doku ile onarılmalıdır. Tedavi edilen bölgenin form ve fonksiyonlarının korunması yanında hayati organların korunması da gerekmektedir. Bu amaçla kas/kas-deri flepleri ile rekonstrüksiyon bu bölgeye bol kan akımı sağladıkları için iyi sonuçlar vermektedir.
Kronik radyasyon yaralarının tedavisinde iyi bir radyoterapi tekniği kullanılması ile bu tip yaralanmaların daha başlamadan önlenmesi en iyi tedavi yöntemidir. Radyodermit gelişen durumlarda bu hassas bölgelerin tahrişlerden korunması ile daha zorlu yaraların önüne geçilebilir. Tümör riski olduğu için radyasyon almış bölgeler uzun yıllar boyunca takip altında tutulmalıdır Tam kat deri kaybı geliştiğinde bu tip yaralardan biopsi alınarak mutlaka nüks veya olası bir deri karsinomu ekarte edilmelidir.
KİMYASAL ENJEKSİYON-EKSTRAVAZASYON YARALANMALARI
İrrite edici kimyasal maddeler ve ilaçların intrestisyel alana çıkması çoğunlukla bu maddelerin intravenöz olarak verilmesi sırasında ortaya çıkar. Bu nedenle olguların büyük çoğunluğu dirsekte antekübital fossa ve el sırtında oluşur.
Ekstravazasyon yaralanmaları gittikçe artan sıklıkta yeni doğan ve erişkin yoğun bakımlarında kol ve bacak yumuşak dokularında görülmektedir. İnfüzyon pompaları ile beslenen bebeklerde hiperalimentasyon sıvılarının damar dışına kaçması sonucu dokuların hiperozmalar sıvıya verdiği reaksiyon ve internal basınç artışı nedeniyle ciddi cilt nekrozları ortaya çıkabilir. Erişkinlerde ise kalsiyum, epinefrin ve diğer ilaçlar sıklıkla damar dışına kaçabilir. İlacın damar dışına kaçması sonucu enflamasyon gelişir. Doku içine geçen materyalin toksik etkisine, miktarına ve konsantrasyonuna bağlı olarak doku ölümü, nekroz, ülserasyon ortaya çıkabilir. Bu tür reaksiyonlar genellikle uzun süre IV tedavi gören hastalarda görülür. Çoğu durumda olay hemen anlaşılır ve oluşan reaksiyon geçici bölgesel bir ödemden öteye gitmez. Bu tür yaralanmalar çoğunlukla ekstravazasyonun verdiği rahatsızlığı yaş (çok ufak bebekler ve yaşlı hastalar), anestezi, koma durumu ve resusitasyon yapılması nedeniyle etrafına anlatamayan hastalarda görülür. Büyük doku hasarı oluşması durumunda cerrahi debridman ve rekonstrüksiyon hatta etkilenen ekstremitenin ampütasyonu gerekebilir.